|
NEFS
Eskilerin bir çoğu "Nefs" ile "Ruh"u karıştırmışlardır!.
"Nefs", bilincinizin rengine bürünen, "ben" kelimesiyle işaret ettiğiniz soyut varlığınızdır!..
«Nefs»ten, murad «ben» duygusudur!.
"Nefs", "Ben" kelimesiyle işaret ettiğin varlıktır!.
"Hayat" sıfatının varlığını oluşturması sebebiyle "Ruh" ismini alır..
Kişilik bilincinin oluşması ertesinde birim "ruh"a izâfe edilir..
Bilince izâfetle "nefs" denilir ve bilinç mertebesine göre isimlenir.
"Nefs" ve ondaki "bilinç", gerçeği itibariyle, yapısının özü itibariyle, "Rubûbiyet Nuru"ndan, yani "esmâ" mertebesinden yaratılmıştır.
Nefsin hakikatı Rubûbiyet mertebesinden gelir.
“Nefs” , “Rubûbiyet”hakikatından varolduğu için mutlaka aklettiğini yapmak ister!
Nefs için iyi-kötü diye bir ayırım yoktur.Çünkü aslı Rabbani hakikattır!
Rab ise dilediğini yapar!
Nefs, hakikatı olan rabbani güç ve kendi hakiki vasfı olan, ilim sıfatından kaynaklanan bir şekilde;yaşadığımız sebepler âleminde akıl yolu ile varlık üzerinde hükmünü icra etmek ister.
“Nefs”,sadece ve yalnızca “benlik”duygusudur.”ben varım” dersin ya; bu,”ben” kelimesi ile kastettiğin şey nefstir!
"Nefs", varlığını esmâ mertebesinden yani Hakk`ın varlığından alıp "Rubûbiyet Nuru"ndan yaratıldığı için, "yapısının gereği olarak dilediğini yapmak ister ve yapar"... Engel tanımaz!.. Hayır veya şer, iyi veya kötü diye bir kavram bilmez!.. O, sadece dilediğini yapmak ister ve yapar. Çünkü var oluşu "Rubûbiyet nuru"ndandır...Yâni, kişinin kendisini nasıl hissettiği, kendisini ne şekilde hissettiği, kendini ne olarak kabul ettiği anlamına gelir.
“İnsan” diyoruz...
Bu insan kelimesinin mânâsı olan varlığı evvelâ «beden» adı altında duyulara hitab eder şekliyle görüyoruz. 5 duyuya hitap eder şekliyle gördüğümüz bedendeki özellikler yeme, içme, uyuma, seks ve bedenin rahatı istikâmetinde davranışlar.
Bunun ötesinde insanın ikinci olarak eskilerin «nefsi» dediği mânâda bir özellikler grubu var. Bu guruba da «nefs» diyoruz; akıl, fikir, idrak, vehim, musavvire (veya buna şekillendirme diyelim), hayâl ve hâfıza. Bu 7 şeyi sayıyoruz. Birisine insanın zâhiri diyelim ötekine de bâtını!..
Bu saydığımız özellikler nefs, akıl, fikir, idrak, musavvire, hayal, hafıza kişinin 9. ay içinde almış olduğu tesirlerle meydana gelir ve aldığı tesirlerin şiddet durumuna göre etkilenir.
Meselâ kişinin fikir dediğimiz düzeyi, aynı zamanda zekâ ile de alâkalıdır, bu Merkür’ün tesirleri ile oluşur.
Akıl dediğimiz, Uranüs’ün ve Satürn’ün etkileri ile oluşur.
İdrak dediğimiz güneşin etkileri ile oluşur.
Vehim dediğimiz, Mars’ın etkisindendir.
Musavvire Venüs’ün etkisidir.
Hayâl Ay’ın ve aynı zamanda Neptün’ün ortak etkileridir.
Bunlardan «Ben» dediğimiz, «nefs» dünya tesirlerindendir.
İşte bu kişinin kendini bir birim kabûlü dünyanın etkisiyledir. tesirlerle, bir beyinde bu işlemler oluşur.
Nefs,şartlanmaların tesiri altındadır.
“Nefs” mertebesinde “Nefs”, Tek`tir!.
Nevzad`ın “nefs”i, Hulûsi`nin “nefs”i, vs. diye ayrı ayrı “nefs”ler yoktur, gerçekte!... Ayrı ayrı “nefs”ler sözkonusu değildir hakikatta!.
“Nefs” boyutuna geldiğin zaman “nefs” Tek`tir!.
"Nefs"in aslı, "Nefs-i Küll"dür...
İnsanda var olan "Nefs" nedir?...
"Nefs-i Küll"den, yani varlığın özünü meydana getiren enerjiden, ana rahmindeki sperm-yumurta birleşmesiyle hâsıl olan ilk maddeye, 120. gün`de özden dışa doğru diye tanımlamağa çalışacağımız bir boyutsal geçişle ulaşan "Nefs-i Küll"ün kudreti, o birim`de, "Ruh-u izâfi"yi yani "birim ruhunu=ruhu insanî"yi meydana getirir...
Yani, beyin çekirdeği, 120. günde "can"lılığa kavuşur, faaliyete geçer... "Nefs-i Küll" dediğimiz varlığı meydana getiren kaynak enerjiden -Ruhu A`zâm`dan- aldığı hayatiyet, melekî güç tesiriyleile ürettiği ışınsal yapıyla, kendi ruhunu meydana getirir!.
Ve, böylece "birimsel izafi ruh", "ruh-u insani" meydana gelir.
Aynı zamanda da "hayatiyet" yönüyle "ruh"; "ben"liği yönüyle "Nefs-i Küll"; "ilmi" itibariyle de "Akl-ı Evvel" olan cevherden geldiği için o birimde bilinç oluşur.
Senin Nefs`inde hem melekîyet, yani nurâniyyet mevcuttur; hem de şeytâniyet, yani nâriyyete bürünme yeteneği!. "Nefs"in hakikatı, "melek" tâbir edilen kuvvedir!.
Beyin, her an, bir yandan ruhu üretir, bir yandan da genetik verilerin + astrolojik verilerin etkilerin sonucu oluşan bilinci yükler!. Daha sonra, 7. ve 9.ncu aylarda ve doğum anında meydana gelen tesirlerle kişilik özellikleri oluşur... Ve bu kişilik özellikleri aynıyla da bireysel ruha = kişilikli ruha yansır.
Daha sonra, bu kişi büyümeğe başlar...
Bu arada kişide genetik veriler ‘ astrolojik etkiler ‘ çevresel bir "Benlik" duygusu gelişir; bilinç birikimine "Ben" demeğe başlar...
"Ben" kelimesiyle işaret ettiği bir varlık var elbet!.. Fakat, şartlanmaları ne istikamette ise, "Ben"i, o şekilde anlıyor.
"Ben" kavramı şaşmıyor... Ancak, o "ben"i şartlanmalar nasıl oluşturmuşsa, öyle bir "ben" kabul ediyor...
Ve bu "ben" dediği "Nefs"i, şartlanmaları dolayısıyla oluşan değer yargıları nedeniyle, neyi isterse onu yapmak istiyor.
NEFS’İN (“BEN”İN) ARZULARI NELERDİR?
Nedir "Ben"liğin arzuları..?
Makam, mertebe, şan, şöhret, isim, ünvan, sayılmak, sevilmek, hürmet görmek, değer verilmek, methedilmek!..
İşte bunların hepsi "ben"liğin arzularıdır. Yani nefsin!..
Genelde tasavvufla derinliğine ilgisi olmayanlar tarafından nefs ile tabiat birbirine karıştırılır. Oysa nefs ayrıdır, tabiât ayrıdır.
Madde ile ilgili istek, arzu ve zevkler tabiât ile alâkalıdır; mânevî istek, arzu ve zevkler ise "nefs" ile alâkalıdır.
Bir kişi, ben şöyle yemeyi, şöyle yatmayı, şöyle seks yapmayı seviyorum dediği zaman bunlar hep tabiâtının sonucu oluşan şeylerdir.
Kişinin tabiatına uygun olan şeyler, ona hoş, güzel gelir; tabiâtına yani bedensel terkibine uygun olmayan şeyler de tadsız, lezzetsiz, zevksiz gelir. Bütün bunların direkt olarak "nefs" ile alâkası yoktur.
Buna karşılık, "Nefs" kelimesiyle anlatılan şey tam türkçe karşılığı ile kişideki "Ben" duygusudur!..
İçki, sigara ve bu türden kişinin terkedemediği şeylerin hepsi de nefsin değil tabiâtın bağlı olduğu şeylerdir.
Nefsin bağımlı olduğu şeyler ise en başta "hükmetme - yönetme" duygusudur. "Hayır, ille de BENiM dediğim olacak" gibi cümleler hep nefisten kaynaklanır ve nefsin kuvvet derecesine işaret eder.
"Nefs"in varoluş hükmü, bilinç düzeyine göre dilediğini yapmasıdır!..
"NEFS" bu eksiklerini farkedip bunları tamamlama yolunda bir takım düşünsel ve bedensel gerekli çalışmaları yaptıktan sonra, beyinde belli hassasiyetler oluşur.
Bu hassasiyetler sonucunda beyin, âfâkî veya enfüsî belli ilhamlar almağa başlar!. Bu ilhamların bazıları neticesinde o Nefsin bilinci, aklını üst düzeyde kullanır. Aklı da, Akl-ı Küll`den ilham almağa başlar.
Çünkü Nefs`in aslı Nefs-i Küll olduğu gibi, kendinde mevcut bilinci de, Akl-ı Küll`den akıl almağa başlar...
Ve, bütün bunlar kendisine ilham yollu gelir.
Bu aldığı ilhamlar neticesinde, şunu fark etmeğe başlar:
Varlıkta iki tane mevcut yoktur. Varlık, TEK-BİR`den ibarettir. O da "Allah" özel ismiyle işaret edilen yüce varlıktır.
NEFSİN ARZULARINDAN KURTULMANIN YOLU
Nefsin şehâvetindan yani arzularından sıyrılabilmek için iki yol vardır:
1-Nefsin isteklerine olabildiğince karşı çıkarak, uzun vadede nefsin bu isteklerini köreltmek.
2-Nefsin hakikatını idrâk etmek suretiyle, izâfi ve vehmi (var kabul edilen) nefsin isteklerini kâle almaz hale gelmek!..
Kişi normal şartlar ve çevrenin şartlandırması sonucu, kendisini bu beden ve bedene bağımlı ruh ve dahi bu bedenle kaim varlık kabul ettiği için, tabiîdir ki, birimsel tatmin için yaşar.
İşte bu yaşayış da en başta nefsin ve tabiâtın istekleri doğrultusunda olur.
Hakikata ermek isteyen birim, eğer, en başta kendisini bu yanlış bilgilenmeden kurtaramazsa, kendini bir birim olarak kabule devam ederse, yolu hayli çetrefil demektir.
Bu sebeple en kestirme yol, önce "nefs"in hakikatını anlayıp idrâk etmek; sonra da artık gerçekte varolmayan fakat kişinin programı gereği var kabul edilen izâfî (göresel) nefsi kontrol altına almak gerekir.
NEFSİNİ BİLEN RABBINI BİLİR!
(“MEN AREFE” SIRRI)
İnsan; KENDİ ÖZ GERÇEĞİNİ, "ALLAH"I TANIMAK için varedilmiş yeryüzündeki en geniş kapsamlı birimdir!..
İnsan'ın kendini bu beden sanması, Kur'ân tâbiri ile "aşağıların en aşağısında varolması"; buna karşılık özünün hükümleriyle yaşaması ise "cennet hayatı" diye tanımlanmasına yol olmuştur.. Bu yüzden insana tek bir görev düşmektedir:
KENDİNİ ÖZ YAPISINDA TANIMAK!..
Bunu da din, "NEFSini bilen RAB'bini bilir" diye formüllemiştir.
NEFSTEN ÇIKMAK
"BENLİK"siz kalmaktır!."
“NEFS”İN HAKİKATİ NEDİR?
Nefsin hakikatı, Rubûbiyettir!..
Nefis, rubûbiyet mayasından meydana gelmiştir.
"Nefs"in hakikatı, "İlâhi isimlerin işaret ettiği anlamlar ve bu ilâhi isimlerin hakikatı olan "Zâtî" Hakikat"tır!.
“Nefsin rubûbiyet hakikatından meydana gelmiş olması” demek, ilâhî isimlerin mânâsının oluşturduğu terkible senin "nefsim" dediğin şeyin aynı olması demektir!.
Esasen ben nefsimin istediklerini yapıyorum, demen senin, "benim terkibimin gereği olan fiilleri ortaya çıkartıyorum", demektir. Ben nefsimin istediklerine karşı çıkamıyorum, reddedemiyorum, mücadele edemiyorum demek, "ben terkibimin gerektirdiği gibi yaşıyorum" demektir ki, bunun tabii sonucu cehennemdir!..
“Rasùlullah Efendimiz’in nefsini de kendi nefsinde yarattı Allah!”
“Nefs”,bir şeyin zâtıdır.Ve Muhammedi hakikatları da yine kendi hakikatından meydana getirdi...Rasùlullah Efendimiz’in nefsini anlattığımız mânâda “yarattıktan” sonra Adem’in nefsini Rasùlullah’ın nefsinden bir sùret olarak yarattı.Bu ince mânâ sonucu,Cennette,habbeyi yemesi menedildiği zaman , onu yedi Adem!...çünkü o, Rubùbiyet Zâtından yaratılmıştı.Rubùbiyetin şânı ise sınırlanmak değildir.ve bu hüküm onun için Dünyada dahi yürüdü...Keza âhirette de yürüdü.
alıntı...
|